Make your own free website on Tripod.com
Lekelimelek


bir
her bolunme bir yabancilasmadir ve bolunmus olanin yeniden birlesmeye, "bir" olana donmeye tarihsel bir egilimi vardir. diyalektik, hem yikim, hem de yeniden dogumun tarihidir.

iki
sanat, sehirlesmeyle beraber dogmus olan bir cesit "orospu" kulturun insan eserine yapistirdigi gereksiz bir etikettir.

allahin (cc) magara adami magara duvarina resim yaptiktan sonra gozlerini kisip iki metreden eserine bakip "bu resmimde ayi avini anlattim, ozellikle koyu golgeler boyle bir gerilimin disavurumudur. ve fakat ikinci bir okumada da bir gelenege karsi isyanimin ekspresyonudur diyebilirim, parcalilik da zaten boyle bir vurguya tekabul eder. pembe ve morun gergin biraradaligina da ozellikle dikkatinizi cekerim" gibilerinden sacma sapan seyler gevelememistir.

ayni sekilde, allahin (cc) kastamonulu adami "manda yuva yapmis sogut dalina, yavrusunu sinek kapmis, gordun mu, amanini yandim" diye turku yaktiktan sonra, "evet, bu turkumde de populer grotesk ogeler kullandim, aslinda tersine cevrilmis gerceklik bir cesit realizme de tekabul ettigi icin manda sogut dalina yuva yapiyor." diye gorus sicmamistir, zaten kimse de gelip ona plaket vermemistir "sanat yapmissin, bravo, sen bizim kastamonu toplumunun vicdanisin bundan sonra" diye...

andrei rublev de kasmiyordu buyuk ihtimalle kilise duvarlarina resim yaparken, ibnenin derdi gecinmek ve cennete girmekti.

uc
aslinda bu gereksiz gibi gozuken yapistirma, tarihin bize armagani olan bir yabancilasma ve dolayimdan baska da birsey degildir.

sanat, artik barok mu dersiniz, ronesans mi dersiniz, ozerk bir kavram olarak yeniden dogdugunda aslinda bu, eserin, emegin urununun de kendine yabancilasmasi demekti. eser, aslinda temel olarak bir isleve sahiptir. olmak zorundadir. kilise duvarlarindaki resmin amaci dinin yeniden uretimidir. kastamonulu turku yaktiysa matrak matrak,olayi birdahaki dugunde bir toplum olarak biraraya yeniden gelebilmelerini saglamaktir. magara adami resmini yapiyorsa oldurdugu mamutun, bunun sebebi deneyimini otoriteye cevirme amacidir.

alti cizilmesi gereken bir nokta, yine de insan evladinin esere yonelirkenki, daha dogrusu onu varederkenki motivasyonunun mantiksal bir zemine yerlestirilememesidir. bunun sebebi insan anlaginin asla eylemine askin bir noktadan kendine bakamayacagidir. marx'in bu noktadaki suskunlugunun bilgeligi, kant ve de heidegger'in de tokezlemesi burada yatar. marx emegi bir dogma olarak one surmustur, sundugu aciklamalar bir zekanin ince kivirtmalarindan baska birsey degildir...

ve fakat, walter benjamin gibi buyuk bir dusunuru dahi yaniltan sey, bir zamanlar sanatin bir beklenti, bir cikar gudulmeden alimlanabildigine, sanatin degerinin sui generis olarak tanimlanabildigi bir ozerk momentin gecmisteki imkanina duyulan naif burjuva-romantik inanistir.

boyle bir moment yoktur. sanat bugun yukseklerdeyse yeri orasi oldugu icin degil, toplum denen obegin bircok kabul edilmis kurumu gibi insanlarin omuzlarina bir yuk olarak yerlestirildigi icindir. bu yuzden mesela modernizasyona tabi tutulan toplumlarda sanat devlet eliyle suni bir bicimde dollenir. devlet sanatcisi kavramimiz bu noktada ne kadar da manidardir.

dort
bir yabancilasmanin urunu olarak sanat kendisi de bir yabancilasma olarak ortaya cikmis olup, modern hayatin boluk porcuklugu ve suniligi icinde bir kez daha donusup, ikinci bir kez yabancilasip "gosteri"ye donusmustur. bu dramatik kaymayla beraber, sanat kendi picini, kitschi dogurmustur, daha dogrusu coktan dogmus olan bu pici emzirmistir.

yabancilasma olarak sanat kendi ozyikimina dogru buyuk bir hizla gitmektedir. sanat oyle ya da boyle, bir kurum olarak tarihe karisacaktir, yapilan her eser, bu tarihsel yikima katkida bulunur, yazilan her iyi siir biraz daha sonuna yaklastirir sanati. propaganda demek degildir bu, is iyi yapilinca yalanci derisini siyirir uzerinden.

bes
yabancilasmanin olmadigi butunluklu bir praxisin insanlari, islerini sanat ve zanaat diye parcalara bolmeyeceklerdir. sig bir islevselcilik degildir bu, sanatin dolayimini kaybettigi anda "bir" olana katilmasiyla kaybedecegi belirlenimin, yokolacak yapay bir sinirin dogal bir sonucudur.

iste o zaman, eser onem kazanacaktir, kendisini esere bir oncel olarak sunan bohem sairler, deli ressamlar, entel kuratorler degil. cunku aydinlanmanin kurulmus oznesi "eyleme ilistirilmis bir asalak"tan baska birsey degildir.

yeniden onem kazanmis eser, hayatin ta kendisi olacaktir. butunlugu icindeki tarihsel dolayimin, yabancilasmanin suzgecinden gecmis hayat, bilgisine denk olacaktir.

alti
bugun icin yapilmasi gereken, sanatin yalanliginin bilincinde olmak ve butun yalanligiyla sanati yikmanin sanatini yapmaktir. ici bos postmodernist eserlerle ortaya cikmak degildir bu, marylin monroe'nun fotograflarini fosfora bulayip binlerce dolara satmak da degildir bu.

situasyonistlerin yapmaya calistigi ama yanlis yontemleri sonucu bokunda bogulmalariyla sonlanan girisimleri aslinda boyle bir yikimin bilgisinin de dogdugu ana tekabul eder.

yedi
butun ici boslugu ve bokunda bogulmusluguyla sanat "insanin kendine yakisani giymesidir."
iyi sanat yalanligi konusunda yalan soylemeyen sanattir, kendini yikan sanattir ve bu olacaktir...


lekelimelek... sanatin ve sanatcinin karsisinda...

People shouting at the world over megaphones; Size=240 pixels wide

on milyonun var.mp3